Mırıldanmalar..
29/11/2009

....
Eski bir şarkıyı bir anda özlemek gibi başladı herşey.
Henüz içimdeki baharın yapraklarını yeni yeşerttiği bir anda,
kapıyı çalan kış mevsiminin ilk sarsıcı günleri gibiydi, her bir dakika..
Uçmayı öğreneceksen daldan aşağı atlayacaksın lafzından mütevellit,
daha ötesine yetecek soluğum olmamasına rağmen, en uzun koşuda bulmuştum kendimi.
Kendi nefesimde boğuldum, koşu gerçekten de bir yaşam grafiği "çizgisine" dönüşmüştü..
Ve
şimdi yıllar sonrasıydı. Hayatımın yeni çizgisiyle barışmış ve öte
yandan içimde hapsettiğim yaşanmamışlıklara ait hüznün çizgisinden
çıkmayı sabırla beklediğini hep hissetmiştim. Hafıza ne durgun su, ne
büyük derya. Her halka, zincirdeki yerini arayana kadar diğer halkalara
dokunuyor gibi..
Mola saatiydi, ofisten bir hışımla sokağa fırlamıştım; o gün o dört
duvarın gözüme nasıl da tabut gibi göründüğünü bilemezsin sevgilim.
Kendimi dışarıdaki topuk seslerinin huzur verici senfonisine
kaptırmıştım. İşte herşey o gün, Moda'daki o mütevazi ve zevkli
panosuyla göze çarpan cafenin önünden geçerken, bize ait o şarkıyı
duymamla yerle bir olmuştu. Erdemli olmayı mahrumiyetimizden kazançlı
görmeseydim, seni deliler gibi özlediğimi kendime itiraf
edebilirdim..Bilincimin musluğunun, sen dolu bir masalın tam da
ortasında olduğunu, o an zamansız ve sarsıcı bir teklemeyle idrak
etmiştim.
Hayatımın bizli bölümünde kader dediğimiz şeyi, iki ayrı ışığın bir
noktada çakışması ve sonra yine ayrı açılara yansıması şeklinde
addediyordum. Kendi algaçlarınla seçtiğin ve sevdiğin insandan, onun
acımasız kaderi için vazgeçmek..
Ne çok görüntü geçti gözümün önünden, ne seni bırakırken ne de uğurlarken arkamı dönemeyişim mesela..
Ve
bilsen, en ağır tütün gibi nasıl yakıyordu genzimi sana olan özlemim;
bu bir ömürlük şafak sayımı..Beklemelerin değerini anlamıştım,
beklemeler bittiğinde..
Biliyordum, bir sonraki evrem, nerede
kiminle ve nasıl olduğunu çılgınca merak etmek aşamasında tamamlanacak
ve sonra yerini geniş zamanda bitmez tükenmez bir hüznün sancısına
bırakacaktı.
Kalp atışlarımın seyrinin bozulduğunu hissetmemle bilincim uyandı.
Bahariye caddesi ışıl ışıldı ve kar, kanatlanmış sözcüklerin evrende
kayboluşu gibi üzerimde eriyordu. Bir müddet böylece gökyüzündeki beyaz
şöleni seyrettim, içim ısınmıştı. Kendime ne telkin edeceğimi
bulmuştum..
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bir gidiş yazısı..
7/7/2009
![]()
Belki de bir daha karmaşık olamayacak kadar,
dökülüyorum sana beyaz sayfa.
En sevdiğim renge, koyu kara hislerimi aktarmak,
dokunuyor biraz bana.
Oysa o hisler de bembeyazdı bir ara.
Nasıl değişiyor insanoğlu
ve
nasıl buna ayak uyduramaz hale geliyor
böylesi aşık bir yürek.
Tokat yemiş gibiyim. Hiçbir şey bana ait değilmişçesine hafifim.
Kaybettiğim bir şey olduğunu biliyor ama hissedemiyor gibiyim.
Sonra da o şeye görüş hizamda yeniden rastlamış, ama gidip almaya tenezzül edemeyecek kadar yorgun gibi hissediyorum. İçimde bir şeyler hüzün şarkılarını çağırıyor.
Bazen bomboş bir çuval gibi bazen "yeniden nasıl uçarım" düşüncelerine dalan bir kuş gibiyim. Adının harflerine dokunmayacak yeni kelimelerle, bu sevgiyi bırakıp kaçmak istiyorum. Sen, bir şeyleri fark ediyor ama hiçbir şey yapmıyorsun. Sen sana benzemiyorsun artık.
Hiç yapmadığım şeyler deniyorum. Tırnaklarımı boyuyorum. Sevemediklerimin hatırını soruyorum. Gitmem dediğim mekanlara uğruyorum. Sevmediğim yemekleri pişiriyorum. Telefon nedir hatırlamıyorum. Oyalanıyorum..
Bilincim çoğu zaman kontrolümün dışında senin sözlerini işitiyor. Duygularının parmak uçlarında topladığı ateşle yüzüme dokunuşlarını, aşkının mühürü misali öpüşlerini anımsıyor. O sevgi dolu adama şahit zamanlardan kalan sözcükler yağıyor adeta, olur olmaz yerlerde birkaç saniyelik boşluklarda. O an sönünce, yeniden inciniyorum..
Rafa düzgün yerleşmemiş bir kitabın ne zaman düşeceğini oturup beklemek gibi, sana çaresizliğim. Üzgünüm sevgilim, sona gelmeden kapatıyorum sayfalarımızı. Ayrı evlerde, ayrı hayatlarımızda uçuşan perdeler arasından ayrı manzaralarla arşınlayacağız yarım kalan hikayemizi. Senden ancak, böyle gidebiliyorum..
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Üç zamanlı
11/4/2009
Birazdan üzerime kalın yalnızlığımı alıp çıkacağım bu evden. Teki kaybolmuş eldivenim, Tanrının mimarlığında eşsizliğini zihnime muştulamış ılık ellerinin öksüz bıraktığını anımsatacak. Muhtemelen, hep bir telaş içinde yürüyen insanlara bakarken dalıp, hayatımı senin boşluğunla nasıl dengeleyeceğimi düşüneceğim. Hafif bir müzik basamak olacak, kulaklarımdan, içimde yanan cehenneme doğru.. Kımıldamayacak bile kollarım yürürken, yukarıdaki sonsuzluğun iplerini aşağı çekmiş gibi. Ve sen.. Bütün hayatımı sarmalayan bir hırka gibi kalacaksın. Çıkartsam, üşüyeceğim sanki.. İçgüdüleriyle hareket eden “yırtıcı” insanları seyrederken, bakışlar gözlerime dokunsun diye ağlamak istedim. Sadece bir an, tek bir an yardım istedim, haykırdım kendi derinlerime Tek bir an bütün gemiler battı sandım. Sonra hatırladım, kendime tek çarenin ben olduğunu Uzak diyarlardan bir masal seçtim; sihirli ayakkabı olmuştu ayağıma, bana ait olmayan bir düş yoluyla. Kimler geçiyor yanımızdan Sonu yok, bu yol nereye akıyor başlangıcında kaybettiğim Ah başka bir lisan var mı, bana bu karmaşık renkler içindeki özlemi tarifleyebilecek.. Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.. bir şeyler yine eksik. Yuvarlanıp gidiyordum baba ocağı yokuşlarında. Hiç beklemediğim bir seferdi. Soğuktu ve vapurda oturacak yer kalmamıştı bana. Mecbur gibiydim dışarıda donmaya. Önce yanına yaslandım vapurun. Şimdi Tanrıyı suçlayamam bu hüsrana mübah gördü diye beni. Nereden bilecektim, iskelede beklerken geçen zamanın, hayatımın en kritik anı olduğunu.. Şehrin karanlıkları yakıldı; bir aydınlığın soykırımıydı bu ömrüme biçilen. Bir duruşun ayak sesleriydi, gitmelerin yürek çınlatan ıssızlığında. İşin garibi kimse yerinden kımıldayamadı..Hatıralar senin küçük adamların; bir cumhuriyetin çöküşü ve bayrağı böğründe kalan küçük kız.. Rüyadan uyandık, birbirimize uykulu. Suç yok, suçlu yok Sadece biraz gücendim.. Evet, belki tökezledim. Ama yukarılara değil, basamaklara bakmanın anlamını öğrendim. Yoğun duygularımız, fevkâlade bir şarkının bütünü gibi. Ama çanların çalışını da duyabiliyorum. Gücümün kalmadığını kendime son defa hatırlatıyorum. Zaman öyle değerliymiş ki… En güzel manzaramdı senin gözlerinle gördüğüm dünya, peki ya kadrajı hep aynı yere doğrulturken kaçırdığım kareler..
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
6 Mart
6/3/2009
Her anlamda zayıf sandığımız balıklar, can vermiyor gemilerin pervanelerinde.
Martılar, kargalar, gökyüzündeki o fevkâlade danslarıyla, kusursuzca süzülüyorlar.
Biz birbirimizin ayaklarına basabiliyoruz dünya denen koca köyde.
olarak kendini ölüme hazırlarmış.
Bir pire kendinin 100 katı yüksekliğe zıplayabilir, bir karınca kendi
ağırlığının onlarca katı ağırlığı sırtlanabilir de
bütünlüğün en gelişmiş örneği diye lanse edilen insan
ölçülemeyecek kadar saydam duygularını taşıyamaz.
bir gemide
panik içindeyken herkes
ne de çok sevinir
ipleri çözülen
filika..."
hayatımızı şekillendirecek çekiç darbeleriyle, içimizdeki kayaya şekil
vereceğini ümit ettiğimiz,
inandırıldığımız.
Ne sayfalar vardı, ne notlar, ne sözcükler, mektuplar...
Yüzer durur bir müddet de
erir gider.
Hayatın yeni açılan sayfaları yok mu ah !
Bir avuç sudan korkarak
denizlerimizde batıramadığımız can simitleri onlar.
yeni açılan sayfalar...
ama gel gör ki,
Yorum (12) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Nedir bu TSM ?
5/1/2009
Henüz çok küçüktüm, annemlerin yatak odasındaki saksafon biçiminde tasarlanmış antika küçük radyodan Müzeyyen Senardinlemeye alıştığımda. Her sabah aynı sırayla o eşi benzeri olmayan, o zamanlardaysa özündeki fevkalade tadı henüz damağımda hissetmediğim şarkılar çalıyordu ve tek eğlenceli kısmının sıradaki şarkıyı tahmin etmekten ibaret olduğunu sandığım bastı bacak zamanlarımdı. Hilal Çelebi Demirağ’dan akşam oldu hüzünlendim ben yine dinlemeye ne dersiniz? İyi de hüznüm yoktu ki benim. Sadece oyun arası kanayan dizlerimde, dirseklerimde hissettiğim o ufak yanmalar bellemiştim acıyı. Kanayan yüreğin acısı.. bu benim için pek bir şey ifade etmiyordu. Neydi peki bu müzikte beni çeken şey? Mahalledeki teyzelerimden, amcalarımdan sorup öğrendiğim ve hevesimi körüklemeye yetersiz gelen açıklamalardaki bu makam, hüzzam, hüzayum, hüseyni zemzeme, uşşak, nihavent neydi? “kürdi” terimini ilk duyduğumda yüzümün aldığı ebleh hali hele hiç unutamıyorum. Biraz bundan kaynaklanıyor olsa gerek, hayatımın tam da bu noktasında sürüden koptuğumu fark edemedim. Seçtiğiniz, dinlemekten haz aldığınız, kulağınızın pasını silen müzik tarzı yaşam biçiminizi büyük oranda etkiliyor, şekil veriyor. Gittiğiniz mekanları, katıldığınız arkadaş toplantılarını, çevrenizdekilerin yaş ortalamasını, kullanılan üslubu, insan ilişkilerini, hatta mutluluğunuzu… Büyüdükçe, rüzgar görmeyen yelkenimle, fırtınalı günlerde şarkıların limanına ne kadar da sığınmaya çalıştığımı gördüm(TSM baz alınıyor). Avuçlarımda hala kanamayan yaralarla ruhuma işliyorduinanki kimse...Sonra dedim ki bir gün sebep sensin gönüldeki ihtilale. Kimseye şikayet etme.. Neyse efenim. Nicelik ve nitelik bakımından günden güne büyüyen ve geçmişten günümüze 590 makam ile gelebilmiş ve geleceğe de intikal edecek olan müziğimizin Orta Asya’dan ilk kopuzla başlayıp günümüzdeki en son haline ulaştığı evriminin son aşamasına buradan ulaşabilirsiniz. Makamların insan ruh dünyasına, farklı halet-i ruhiyeye hitap edecekmakamlar olduğunu, yakın çağlarda bile ruh hastalıklarının tedavisinde hastaları zindanlara zincirlerle kapatırlarken bizim Türk kültürümüzde TSM'nin tedavi amaçlı kullanıldığı şaşırtıcı bir gerçektir. Vücuttaki organlara tesiri (sırt tutulmaları, ciğer, göğüs, eklem, böbrek, akıl hastalıkları vs..) ve bu bağlamda da geliştirilmiş tedavi teknikleri varmış, hatta bu tedaviler haftanın belirlenmiş günlerinde belli zaman dilimlerinde uygulanmaktaymış. Ayrıca makamlar burçlara da ayrılmışlar. Örneğin Rast makamı koç burcuyla ilişkilidir, gece yarısı ve seher zamanlarında salı günleri dinlenilmesi önerilmekle beraber fazla uyumayı engelleyici, düşük nabzı yükseltici, akıl sağlığını dengeleyici, felç illetine deva niteliğinde olduğu söylenmektedir. Hatta spazm çözücü özelliğinden ötürü otistik ve spastik hastaların tedavilerinde faydalı olduğu bilinmekte.. Ve son olarak..


Velhasıl bu müziğe duyduğum aşk her gün bir kat arttı, merak da fellik fellik bu aşkın peşine düşünce farklı bir boyuta vardı. Efenim ilerleyen zaman diliminde Türk sanat müziği tüm hayatımı sarıp sarmalayan bir koza halini aldı. Derinlere olan ilgim, kendimce araştırmalarımın nihayetinde bu benzersiz müziğin okyanuslarında abis kesimlere savurdu beni. Bir tatlı huzur almak için senede bir gün pişman olur da dönerlermiş hani. Derlermiş ki hiçbir şeyde gözüm yok gel gitme kadın, ruhumu hicranına yakma. Mamafih zaman geçti daha da güzelleri yer etti gönlümde. “Sen kimseyi sevemezsin” diye sitem ediyordu kadın.
Vurgulamak istediğim bir husus var ki, bilgim değil ilgim var. Elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Hatta bu yazıyı hazırlarken makamları, terimleri, dörtlüleri, diatonik ıskalayı, yanaşık ses gibi kavramları öğrendiğimce izah etmiş idim. Ama okuyucuyu sıkar düşüncesiyle kestim bir kenara koydum. Amacım yarım yamalak bildiğim bir konuyu burada ahkam keser gibi açıklamak değildir. Lakin ”okyanus” benzetmem laf salatası yapmak amacı güderek söylenmemiştir bu da önemli bir ayrıntı.
Saygılar…

