Ben Yaşadığınız Dünya-1
27/9/2008
-Merhaba ben yaşamakta olduğunuz dünya
-Ooo merhaba
-İçime ettiğinizin farkında mısınız?
-hönk?
-Evet zamanla işbirliği içindesiniz ve beni ne hale getirdiniz. Dumanlar içindeyim. Ufkumu da deldiniz bravo tebrikler.
-Haklısın yalnız bahanemiz çok büyük. Bu ara bir hükümet mevzusu var başımızda, sonra türban, sonra partilerin kapatılması, kırım Kongo kenesi, sonra yine türban, sonra Ergenekon..
-Sen de sergene kon
-Hı?
-Geçin bunları diyorum, bilginiz yok mu bana ne yaptığınıza dair?!!!
-Küresel ısınma gerçekten benimde canımı sıkıyor
-Bunun için tek yaptığınız “damlaya damlaya çöl olur” sloganları ile yürümek midir? Buzullar eriyor. NASA iklim uzmanlarının araştırmalarına göre önlem alınamazsa Kuzey Buz Denizi 2012 yazı sonunda buzdan tamamen arınmış hale gelecek. Grönland kara parçası üzerindeki buzullar 2007 yazında, yazları tespit edilen erime oranından %15 daha fazla eridi. Çevresel bir çöküş dönemine çoktan girdim, yaşayacak başka dünyanız yok. Yaşadığınız dünyayı atalarınızdan miras almadınız, çocuklarınızdan emanet aldınız. Bunlar sizi korkutmuyor mu? 10 yıldan az bir süre kaldı, geri sayım çoktan başladı evinizin önünü süpürerek başlamak çok mu zor?
-Bu kadar basit değil bunu sende biliyorsun.
-Bilgi sel gibidir, her yere anında hakimiyet kurmalı ve hızla yayılmalısınız. Çinliler buzulları gözlemliyorlar . Çilianşan Dağı'ndaki Yanglonghi Buzulu'nun 23 yıl öncesinden bu zamana 260 metre çekildiğini biliyor muydun?
-Hayır

-Bozulan ekosistemle beraber dünyadaki canlıların yaşam stilleri de mecburi bir değişkenlik göstermekte ve sayısı oldukça fazla canlı türü de bu değişime ayak uyduramamaktadır. Sizin %90 oranında sebep olduğunuz bu iklim değişimlerinin sonucunda; İngiltere’deki kuşlar erken yumurtlamaya, fokları avlamak için buza ihtiyaç duyan kutup ayılarının ağırlıkları üçte bir azalmaya, Alaska kıyılarındaki balinaların fokları avlayamamasından –fokların göç etmelerinden- mütevellit deniz samurlarını yok etmeleri dahilinde onlarında yok olmasıyla beraber esmer su yosunu yataklarının da azalması gibi bir zincirleme reaksiyona sebep olduğunuzu da bilmiyorsundur öyleyse. Dünya neden nasıl ısınıyor?
-Güneş ışınlarının atmosferde bulunan ve ısıyı iyi tutma özelliğine sahip sera gazlarla tutulması ve bunun sonucunda da dünyanın ısındığı biliyorum. Bu ışınların pek azı da uzaya yansıyor. Küresel ısınmanın da son 50 yılda insan, abiotik faktörler ve doğa üzerinde fark edilir değişikliklere yol açmasının sebebi de sera etkisi diye biliyorum.
- ve bu gazların artışı da..
-..sıcaklığın artmasına yol açıyor. Yangınlar, fosil yakıtların kullanımı, karbondioksit gibi sera gazlarının da atmosfere salınması da bu artışa çanak tutuyor.
-Sıcaklık dalgalarının yoğunluğunu artık normal karşılayacaksınız ve hava git gide daha da ısınacak. Fotoğrafı serdim önüne görüyor musun?
-Evet, nedir bu?
-Bir küçük örnek. Bu gördüğün termal enerji haritası, Hindistan ve Kuzey Afrika’yı görmektesin. Sarı renkteki yerler sıcaklık dalgasını gösteriyor. Bu sıcaklık dalgasıyla Pakistan’da henüz 2001 senesinde 33 kişi ölmüştü. Aradan 7 sene geçti ama hala ciddiye almadınız.
-Bu ısınmayı durdurmak için…
- Ne? Bu tehlikenin tek belirtisinin ısınma olduğunu mu zannediyorsun, güldürme beni. Tüm dünya olarak çok sert kışlar geçireceksiniz, eskiden soğuk bölgelerde 4 yılda 1 görülen dolu fırtınaları şiddetini sekize katlayarak artık 2 yılda 1 oluyor. Bu da doğaya ve tarıma büyük sekteler yiyecek olmam anlamına geliyor. Sıcaklık arttıkça nemli alçak atmosfer basıncı ile kasırgalar, hortumlar çoğalacak. Bunun yanı sıra kontrol edemeyeceğiniz yangınlarda da artış gözlenecek.
-Peki yapılması gerekenlere artı olarak dünyada küresel ısınmayı durdurmak için ne tür çalışmalar yapılıyor?
-Örneğin İsveç sera gazı etkisine yol açan gazların salınmasını %9 oranında azalttı. Japonya, Çin, Hindistan, Brezilya, Avustralya, Endonezya, Güney Kore, Güney Afrika ve Meksika gibi ülkeler ise kalkınma için birlikte hareket edip sera gazların salınımıyla ilgili ortak çalışmalar başlatmaktadırlar. Kyoto protokolü ile birlikte pahalı bir mücadeleye imza attılar.
-Ne gazmış mübarek.. İspanya ve UNDP tarafından başlatılan “bin yıl kalkınma hedeflerine ulaşma fonu”ndan Türkiye’ye küresel ısınmayla mücadele için 7 milyon dolar para aktarılıyor. O kadar da umutsuz değiliz, ama yeterli değil, herşey galiba aynı noktada kilitleniyor.
-Barajlarınız kuruyor. İstanbulda günlük 2 metreküp su kullanıldığı hesap ediliyor ve buradan hareketle 5 aylık suyunuz kalmış. Tehlike büyük artık UYANIN !!
-Peki nükleer santral yolu ile elektrik ve enerji elde edilmesi sorunu?”
-Aslında bunun kestirme açıklaması şu ki; nükleer atıkların korunumu zor. Dünyada önlem olarak inşa edilmiş kurşun ve alüminyum cepheli atık saklama hazneleri çok pahalı. İnsanlar bunları kısa yoldan tıbbi atık adı altında şehir çöplüklerine atıyorlar. Bu radyoaktif atıklar da içme suyuna karışıyor ve insan sağlığını etkiliyor.
Nicola Tesla tarafından geliştirilmiş düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli tekniğini biliyor musun?
-Evet Rusların ve Amerikalıların silah olarak kullanmaya çalıştıkları bir manyetik güç
-Atmosferdeki araçların elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek, radar sistemlerinin kullanımını geliştirmek, geniş kapsamda büyük bölgelerde ABD dışındaki tüm haberleşmeyi durdurmak ve her coğrafi bölgenin toprağını en derinlere kadar incelemek, saldırı silahlarını ve uçakları havada imha etmek gibi rolleri var bu enerjinin.
-Yani?
-Bu enerjinin kullanımına karşı olan Amerikalı profesörler bu teknolojinin kutupları eritip yerinden oynatabilecek ve iklimleri değiştirebilecek etkileri olduğunu savunuyor. Haliyle küresel ısınmaya karşı hareketlenen kesimin nişan aldığı ilk nokta, bu enerjiyi nükleer silaha dönüştürmeyi planladığı için projelerine gölge düşürülen ABD yönetimi oluyor
-Gerçekler ve adalet dediğimiz şey nerede kesişiyor..!!
Bolivya'daki Chacaltaya Buzulunun 1995'den 2005'e kadar ki değişimi..
İzlanda'daki Sólheimajökull buzulunun Nisan 2006 ve ekim 2006 da çekilmiş görüntüleri ve aradaki büyük fark !
İlgili diğer linkler;
eriyen buzullar
http://chickencrap.com/specials/arctic.htm
http://www.zaplat.com/video/gezinti_videolari/43677/Eriyen_Buzullar
http://www.vidivodo.com/53126/eriyen-buzullar
http://teknolojihaberlerim.wordpress.com/2008/06/23/gronland%C2%92a-omu-bicildi/
Rüzgar enerjisi
http://www.kuresel-isinma.org/component/option,com_seyret/Itemid,54/task,videodirectlink/id,52/
organik ev eşyaları
http://www.gazeteyenigun.com.tr/icerik.asp?page=guncel&nID=28280&tarih=2008-04-11
--
http://www.effectofglobalwarming.com/images/What-is-global-warming-img.jpg
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sen Benim Şarkılarımsın
27/9/2008

Yıllardır orada öylece duran büfeye, sonra da balkondan görünen beton yığınının arasındaki mavi güzelliğe dalmıştı. Ne güzeldi deniz. Krem rengi tüller rüzgarla havalanıyor daha sonra yavaşça eski haline geliyordu. Her defasında kornişte yana doğru kayıyor, perdeden uzaklaşıyordu ve belki de hayatının en zor anlarını betimleyen tek manzaraydı.. Evde birileri vardı, yıllardır. Her şey güzeldi ama içinde tam da şu an büyük bir kasırga başlamıştı yıllar evveline ait bir heyecanın anısıyla ve şimdiki zamanı yutuyordu. En kestirme yoldan geriye dönmek istiyordu geçmişe. Nereden çıkmıştı, nereden gelmişti aklına şimdi..İşte “o”nu farklı yapan buydu, lanet olası.. Yıllardır var olan her şeyden onu tarifsiz bir zaman birimiyle hızla koparabiliyordu. Televizyon açıktı, güya izliyordu. Mutfakta ve diğer odada birileri vardı. Meyve tabağını ağır adımlarla önündeki sehpaya koydu. Boğazı kilitlenmişti, çok yavaş nefes alıyordu üstünde yıllar evvelinin ağırlığı vardı..Dışarıdan sakin ve huzurlu bir adam gibi görünsede içinde tüm damarlarını sıkan ve her tarafını uyuşturan bir canavar vardı adeta. Gözleri doldu, seneler önceki acıyı akıl almaz bir biçimde aynı şiddetiyle hissediyor ve birebir yaşıyordu. Sanki hiç zamana kürek çekmemiş, hiç aldatılmamış gibi.. Adam sakin tavırlarla ayağa kalktı balkona, gün batımında pembenin maviye aktığı çizgiye doğru hızlı adımlar attı. Gözleri ve yüreği bulanıyordu kusmalıydı; kaçmak ve saklanmak istiyordu. Güçlü ve sert mizacını vestiyere bıraktığı şu anlarına kimse şahit olsun istemiyordu.
Nereden çıktın yine, nereden çıktın…
Dipsiz bir kuyu da eski bir yüzü arıyordu.. kızamıyordu aslında ona. En kimsesiz yalnızlıklarında "o"nun hayaline sığınırdı hep gizlice. Bu kırgınlık bitmeyecekti belki de onu yeniden görene dek.. Nasıl ve de kiminle olduğu umurunda değildi, yıllar geçse bile birbirlerinin gözlerine aynı anlamlarla bakacaklardı. Aldanmış bile olsa.. Deli bir onu görme isteği sarmıştı tüm benliğini şimdi ya da göremeyecek olma ihtimalinin acımasızca büyüyüşünün yarattığı korkusuydu. “Acaba doğru mu yaptım hep. Ya da doğru hangimizindi”..
Kuyu gitgide aydınlanıyordu. “O” ilk aşkını, tüm ilkleri birlikte yaşadıkları, en savunmasız ve kalender baş kaldırışlarını, duygu hezeyanlarının birlikte yaşandığı ve izlerinin tüm ömrüne kazı kazandırdığı isimsiz korkuyu hep birden koro halinde duyuyordu şimdi en derinlerinde. Gözlerindeki ışıltıya hapsettiği çok şey vardı... Ayaklarını o yere kilitleyen şahane bir çardak ve bir salkım üzümdü. Yine de görmek istiyordu kokusunu unutamadığı gül bahçesini..
Uzanmak istiyordu elleri anılara. Tutmak istiyordu o zamanı. Zamanın sesi dudaklarında çınlıyordu. Onun yürüyüşünü, onun sesini hatırlamaya çalıştı. Saçlarını savuruşunu, hep mesafeli duruşunu, gülüşünü, düşüncelerini, kendini fark ettirişini.. Aslında bu kadar güçsüz değildi adam, ama bu deli özlem ansızın çalmıştı kapıyı. Gururu kendi bedenine, kendi ruhu “o”nun bedenine bürünmüştü. İteliyordu kendisini. Çağırsa gelirdi evdekiler yanına, sadece bir sesleniş.. Bir “baba!” sesiyle irkilebilir, bir “sofra hazır gelir misin!” serzenişiyle tüm düşünceleri dağılabilirdi. Ama istemiyordu bunu. Hatta uzun zamandır olmadığı kadar huzurluydu.
Kim sevmezdi ki siyah beyaz bir albümü karıştırıp hüzünlenmeyi, kim bu kadar uzak ki kendine..
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Hiçbir zamana dönüş
27/9/2008

Hiçbir zamana yolculuk yapıyorum. Bir bahar sabahı gözlerimi denizin ortasında açıyorum. Sonsuzluğa adanmış cabbar duygular ayaklarımı sıkıyor, bilek güreşi yaparken ben. Dostlar var yanımda, sohbetle beraber keyifli bir hava hakim. Henry çocuk Oliver’ı denize itiyor. Bir müddet suda debelenmesini seyrediyorum. Sonra tayfanın beni anne gibi gördüğünü hatırlıyor ve denizle şaka olmayacağını yineliyorum soğuk bir sesle. Kıyıya döndüğümüzde taşlara örtüler seriyorum, seni düşünüyorum. Üzümlü keki dilimlememiş Mathilde. Kağıt tabakları ve çatalları eksik getirmiş Petra. Seni düşünüyorum.
- Sonunda Tom kasetçaların tuşlarını yerinden söktü, bu yeteneksize tamir ettirmekle hiç iyi etmedin !
- Bunu eğlenceli mi buluyorsun Mathilde?
- Nasıl, neyi?
- Onunla alay etmeyi.. Bırak kendini yensin bilirsin çok içine kapanık..
- Gördüğümü söylüyorum
- Söylediklerini görebiliyorum
Siyah zeytinli poğaçalar işte burada. Ispanaklı pastanın kapağını açık bırakmamalarını söylemiştim sonra karıncalar doluşuyor. Bisikletlerin dağınık dizilişine göz ucuyla baktım ve Petra her zamanki zarif çevikliğiyle düzenlemek apar topar yanımdan ayrıldı.
Ne zaman ipleri bırakmak istesem her şey bilmediğim bir güç tarafından en uzağa gidiyor. Lanet olası bir iple sürükleniyor.. Ve şimdi uzak çok uzak bir omuza dayanmak istiyorum çılgın gibi. Ilık bir bahar sabahı yerde oturmuş salatalıkları doğrarken..Sabahtan beri kaçıncıdır bulutlara bakıp dalıyorum. Uçmanın kestirme yolu değil miydi kendini aşağı bırakmak. Ah o ipler… Her şeyi sırtımdan indirip serseri bir dalgaya kendimi bırakmak güzel olurdu. Sakin bir kıyıya vurur diye belki beni. Kuzum ya içindeki alabora?
Hep isimsiz kaldın insanlarda, küçük kız. Bir güç var sende. Sana varmak isterken hep ondan saklandılar.
Limonatayı çalkalıyorum, peynirleri bölüştürüyorum.
Seni düşünüyorum. Kedilere heba ettiğimiz iki kumpiri düşünüyorum. Kendimi korumam için verdiğin bir çeşit silahı düşünüyorum... Kedimi hediye edişini.. Ne kadar sahici, ne kadar sevecen, ne kadar mağrur oluşunu düşünüyorum. İnsanlarca bencilliğimiz geliyor aklıma midem bulanıyor. Mesafelerle daha sevecen olduğumuzu hatırlıyorum. Sen bundan fazlaca uzaktasın.. Gözlerimi yere çivileyişim senin akıl almaz boşluğunu daha da sabitliyor.
- İyice kurulanın ve artık buraya gelin, yiyecekler hazır..!
Sesim kısılıyor, zaten seni duyamıyorum
- Sen müthişsin, bunun tarifini ver lütfen bana
- Mathilde büyütülecek bir şey yok inan
- Deli misin
- Teşekkürler
- bunlar..hmmmmm leziz aman Tanrım
- Neden oturarak yemiyorsun, şu havluyu da sırtına çıkart üşüyeceksin.
Herkes burada, bir spor müsabakası için az ama ziyafet için fazlayız. Kathleen bir tabağa çerezleri koyuyor ve Adam ona yardım ediyor. Çünkü seni düşünüyorum.. Frank ile yine göz kaçırma oyunumuzu oynuyoruz. Kabullenemeyecek diye kaygılanıyorum onun için, ne duygular beslediğinin pekala farkındayım. Aşık bir erkeği anlatıyor gözlerinin ardı, bana bulanmış zihninden kopup dilinin ucuna gelenler. Geçer..
Ah, pasta harika olmuş gerçekten.. Olsun, ben seni düşünüyorum. Nerede olduğumu, kimlerle burada oturduğumu unuttum. Seni düşünüyorum. Düşüncemde çoğaldıkça çoğaldın.
Ettiğimiz kavgaları, iddia makamına sunduğun delilleri ve bunları çürütüşümü sonra halimize gülüşümüzü düşündüm. Ötelerin ötesinden biri beni çekecek sanmıştım. Sahi nerelerdesin şimdi?
-Merak ediyorum
-Neyi Frank
-Hatırlamanın formülü nedir? Öğrenmek istiyorum hatırlamamak için yek ters tuzak ise eğer
-Bilmem Frank, sakız yutmayı sevmem
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Dursun ister dönsün dünya etrafımda
27/9/2008
Saçlarını örenlerden pek hoşlanmam. Bende ördüm, annemin zoruyla tabii. Daha işte o günlerimde biliyordum onun bu kadar başarılı biri olacağını.
-Birisini izledim geçen kral tv de klibi vardı
-Kimin?
-Adım kadar eminim çok iyi yerlere gelecek
-Kimi diyorsun sen ya?
-Gitar bir insanı bu kadar mı tamamlar
-Deli olucam ya
-Teoman Ayşegülcüm, Teoman..
Saatim yok tam olarak bilemem biraz bira biraz şarap önceydi..Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken yıllar, hayatlar geçiyor..
Daha ilkokula gidiyordum o özel şarkı dilime pelesenk olduğunda. Onun her anı heyecan dolu, beni üzdüğü zamanlarda bile yokluğunu hissetmek beni korkuturdu. Tanrım o sözler, o müzik.. bir seyahatten dönüşte oturmuş birlikte yazmışız gibi..
20 Kasım 1967 Giresun doğumlu Fazıl Teoman Yakupoğlu . Henüz 2,5 yaşındayken babasını kaybetmiş. Boğaziçi üniversitesi sosyoloji bölümü mezunu. Master konusu ise “kadın”..
Bana yoksun biliyorum, usul usul eriyorum, kararıyor gözlerim hep yorgunum..

İlk albümü kendi adını verdiği “Teoman” 1996 yılında piyasaya sürüldü ve onu ilk tanıdığımız tarihten bu yana çıtayı hep yükselterek kolay elde edilemeyen bir başarıya ulaştı.
Kimin, kimin bu kör gözler, bu varışsız yalan sözler, adını unutan sen misin..
Teoman müzisyen kimliğinin yanı sıra yönetmenliğe ve senaristliğe de ilgisi olan bir sanatçı olarak kamera arkasına da geçmiştir. Hayatı boyunca biriktirdiği tüm parayı bu filme harcadığını itiraf eden Teoman’ın Balans ve Manevra filminin detaylarına linkten ulaşabilirsiniz. Ayrıca 2002 yılında mumya firarda, banka, (2007)romantik filmlerinde yer aldı.
Sinan Çetin’in de dediği gibi melankolik yaşantısının arka planında aslında Teoman inanılmaz esprili, komik ve yetenekli bir insan. “Mutlu olmak da mutsuz olmak da istemiyorum, nötr olmalıyım ve tek beklentim de bu sıfır noktası” diyor. Kadınlara aşık.. Biraz narsist, biraz duygusal, biraz komik, biraz uçuk, biraz zeki, biraz sarhoş, biraz sigarakolik..
Orhan Kural ile işte tam da bu noktada sevgi çemberi oluyorlar lakin çemberdeki dumandan mütevellit Orhan Kural yasal yollara başvuruyor. Sahnede şarkı söylerken sigara içmesinden sıklıkla yakınan prof. ile şimdilerde araları düzeldi mi bilemem ama Teoman “ben sigaraya yıllardır aşığım” diyor. Gerçekten de öyle, yemek yerken bile içiyormuş.
Bir an yanımdasın sandım. Dün de yok, yarın da yok, Sonsuz bir şimdi içinde, O an nefessiz kaldım..
Bazı yalanlar güzel bazı yalanlar gerçek, bazı ölümler uzun bütün hayatlar kısaymış..
Gönülçelen
Aynı anda utanmadan
Hem kırıcı, hem kırılgan
Yordun beni gönülçelen
Gönülçelen gönülçelen, biraz gerçek biraz yalan, hem yarabandım hem yaram, bitsin artık gönülçelen.
Ne ekmek ne de su, sensizlik korkusu
İstemem yeterki sen yanımda ol yeter.
Hayalperestsin yanlış insanlar kalbinde, çok gençsin çok gerçeksin, bu yüzden çok güzelsin. Sorma neden niçin, herşey yalnızlıktan, bak bak bak bak güzel bir gün ölmek için ! Yakmıyor elimi artık bu kaynar sular, yoruldukça kaybolur acılar..
Bir de “o” vardı tabii, eski bir zamanda iskelede başlayan hikaye, koşuşturmalarıma şahit deniz, vapur, rüzgar, martılara simit atan küçük çocuklar.. Ah burada olsan çok güzel hala, İstanbul’da sonbahar..
Ve tabii ki o özel kadın..
Bazı kesimlerce “uç” görünen yaşamı her kameralara yansıyışında gündeme otursa da hala varlığını sürdürmekte olan “özel hayata saygı” unsurunu zedeleyen kalıplaşmış düşünceleri pek de umursamadığı apaçık.
Teoman’ı dinlemeyi seviyorum, gerisi uçurum ve manevra..
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Babama..
27/9/2008

Sen bana ne çok yakınsın ne de çok uzak.
Koyduğun tüm mesafelere rağmen yüreğimdeki en önemli yere sahipsin. Seni sığdıramıyorum içimde..
Reflekslerimize hakim olamadığımız o ufak adımlarla daldık hayatına. Bir erkeğin gerçekten büyüdüğü tek an “baba oldunuz” u duyduğu anmış ya, nokta olduk bizden önceki yaşantının bittiği paragrafa ve üç yaprak yeşerdi büyük aşkının arzusunda.
Babasına aşık bir kızın ona benzeyen bir beyefendiden başkasıyla pek mutlu olamayacağını duyardım küçükken, şimdilerde anlıyorum bazı şeyleri. Kimseye ihtiyacım yok, pekala yalnız da yaşlanabilirim, duvarların eskiyişini seyretmesem de kutu gibi evimin kendi zevkimle döşenmiş salonunda koltuğuma gömülüp istediğim müziği dinleyip istediğim kitabı okuyabilirim. Ayakkabılarımı içeriye girip öyle çıkartabilirim hep kızdığınız gibi. Ama hayatımın her aşamasında gizli bir soru zihnimin kapalı kapıları ardında yüzsüzlüğüyle bekledi, bekliyor ve bekleyecek. “acaba o ne düşünürdü”.. Senin düşünce ufkun, senin zekan, senin güvenilirliğin ve affediciliğin tüm kavgalarımızı ve anlaşmazlıklarımızı bir çırpıda süpürüyor zihnimden. Hep sana ters düşüyorum sanma, her tezat lamba sana bir basamak daha .. Evet, yavaş yavaş benimsiyorum ben bir sürgünüm.. Hiçbir gruba, hiçbir genellemeye, hiçbir zümreye, takıma şuna buna ait değilim ve belki de bu tek tabanca, bu muhalefet canavarı seninle yükseltti zihnindeki dalgaları. Artık her şeyle dalga geçebiliyorum. Senin güvenini kaybetme ihtimalini düşündüm de şimdi, korkunç bir kaza gibi yaralardı hayatımı.
“içi trilyonlarla dolu bir kasayı kilitlemeden sana emanet ederim” denilen güvenilir bir komşusun. Etrafın ne düşündüğünü evlatlarının mutluluğundan öncelikli gören bir zihniyetin içinde yetişip aynayı ters tutan insansın. Bir insan çamurlardan geçip gider de nasıl daha da parlar aklım almıyor. Plansızca isteklere katılımsızdın hep. Bizse hep heyecan yaratmaya meraklıydık hayatlarımızda ve hep ters düşüyorduk seninle tam da bu noktada. Gözlerindeki kızgınlık ve “ben sana ne demiştim” ifadesini anlamamak inan mümkün değil :) Hatırlıyorum “bu eve ağabeylerin bile hayvan getiremedi, o kediyi eve sokarsan git kendine kalacak yer ara” diyen bir generalin kılıcını elinden alıp eve kediyi ilk getirişimdeki o yüz ifadeni. O sert duruşunla iç dünyandaki değerli sandığa ne kadar tıkıştırsan da, başını çıkartıp nanik yapan kırılgan insanı
Sebeplerin ve sonuçlarınla yalnız başına hesaplaşmana katılmak, seni senden tanımak daha iyi anlayabilmek tek istediğim. Belki de buna izin vermediğin için kendimi sana hiç doğru anlatamadım, yansıtamadım. Her tanımaya, tanıtmaya gelişimde cesaretimi kırdın, yoksa ben mi cesaretten yoksunum ki?!! Ama anlıyorum ki bu da senin bir oyunun. Sana dair çözemediğim öyle çok şey var ki, kızını çok sevdiğin için mi bu çektiğin perde. İnsanlar birbirlerini çözdükleri zaman tuhaf bir şekilde birbirlerinden uzaklaşırlar, hep yakınlarında kanat çırpacağım galiba.
Sevgi ve ilgi bekliyorsun kendi “sevgi ölçülerinle” her babanın çocuklarından beklediği gibi. Hayatımda güvendiğim tek insansın. Kimsenin yokluğu kalmaz bir gün içimizdeki mezarda, ama seni kaybettiğim an kayıp şehirde kendimi ararım.
Seni seviyorumlara ne kadar da tutuk kalmışız böyle. Kadın erkek ayırt etmeksizin söylemek hüner değilmiş. İçimdeki seni seviyorumları artık ertelemiyorum. Sende erteleme baba. Kahkahalarımın satır aralarında yitip gitmiyor gerçekler, bana hep öğütlediğin gibi nereye gidersem gideyim sırtım duvara dönük olacak.
Tüm gücümü dünyanı aydınlatmak için harcarım, ama bu enerjiyi de senden aldığımı unutma..


